Adem Aynası


IMG_0684

Acının bazısı, İsa’nınki gibi mesela, tıpkı parmak izi gibiydi; eşsiz, sahibine has. Kimse, hiç kimse onun ne hissettiğini anlayamaz.

Uzun süredir roman okumayınca, bir noktadan sonra bende bu bir istek halini alıyor. Hani hayatımdaki eksikliği belli oluyor dersiniz ya aynen öyle. Tabi artık eskisi gibi roman okuyacak vaktiniz yoksa, kırk yılda bir okuduğunuz romanın da sizi edebi yönden tatmin etmesini bekliyorsunuz. Adem Aynası öyle miydi ?

Kitabın adını, sanını bir gazete yazısında rastlayana kadar hiç duymamıştım. Yazarın, yani Ece Gamze Atıcı’nın, ikinci romanı olduğunu ve dört senede yazdığını okuyunca, ilgimi çekmişti. Bu, bir kitap koleksiyoncusu olduğum için, bir de her daim acemilik işlerine karşı bir ilgim olduğu içindir. Düşünsenize ikinci roman. Tam acemi de denilemez, ama tam olarak deneyimli de denilemez.

Velhasıl, ilk Türkiye ziyaretimde satın aldım kitabı. 8 sene boyunca hikayesinin tamamlanmasını bekleyen bir roman kahramanının, artık ipleri eline almaya niyetlenmesiyle başlıyor hikaye. “Kader” kavramını küçük ölçekli bir şekilde, bu kelimeyi bir kez olsun kullanmadan sorguluyor, sorgulattırıyor yazar. İyi de yapıyor. Özellikle benim gibi kontrol müptelası kişiler için şöyle durup durup kendinizi sorgulamanıza çok yarıyor.

Yazım dili itibariyle kolay anlaşılır ve akıcı bir dili var. Her elime aldığımda, acaba bir sonraki sayfada ne olacak, diye düşündürdü beni; zira çok kısa sürede de bitirdim. Kısa dediysem, tabi ki derslerden ve araştırmalardan zaman bulabildiğim anlarda okuyabildiğim kadar kısa. =) Yani uyumadan önceki yarım saatciklerin toplamı. =)

Fakat, dedim ya, uzun süre roman okumayınca beklenti de büyük oluyor, diye. Sanki edebi olarak ve içerik açısından tam manasıyla tatmin etmedi gibi… Birincisi, sanırım ben daha çok şiirsel bir dille yazılan bir roman bekliyordum. Hani konu fantastik olunca Gabriel Garcia Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık’ındaki gibi ya da Elif Şafak’ın Pinhan’ındaki gibi şiirsel bir dil bekliyordum ki, onu bulamadım. Bu bizi ne ilgilendirir, kendi kendine gelin güvey olmuşsun sonra da ağzının payını almışsın, diyebilirsiniz ki haklısınız. Ama öyle… İkincisi, kitabı dört senede yazdı demiştim ya… Sanki bitirmek için acele etmiş gibi. Kitabın başındaki karakterle, sonundaki karakter arasında fark var gibi. Hikaye itibariyle elbette kahramanın karakterinde bir geçiş olacaktı; ama sanki tam oturmamış taşlar yerine gibi geldi bana. Acele edilmiş yazılırken sanki. Nitekim sonradan bir kaç sitede tesadüf ettiğim üzere, yazar dört sene düşünüp, kitabı 1.5 ayda yazmış.

Tabi ki bir roman eleştirisi yapmak üstüme vazife değildi. Nacizane zevk alarak okuduğum bir kitap hakkında üç beş satır bir şeyler yazmak istedim. Son söz: bence alın, okuyun. Bir kitap okunmazsa, hakkında yazılanların ne önemi var ki… =)

dilşat

Not: Blogumun ilgi alanı genişledikçe genişliyor. Ben artık niyesini sorgulamamaya karar verdim. Hayırlısı bakalım…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s